top of page

Kanser Tanısı ile Yaşamak: Psikolojik Süreçler ve Baş Etme


Türkiye'de her yıl yaklaşık 240 bin kişi kanser teşhisi almaktadır. Her iki erkekten biri ömürleri boyunca bir noktada kanserle karşılaşmaktadır. Her on erkekten biri prostat, 13 erkekten biri akciğer, 20 erkekten biri kolon, 30 erkekten biri mesane, 50 erkekten biri lenf kanserine yakalanma riskiyle karşı karşıyadır. Kadınlarda da kansere sıkça rastlanmaktadır. Meme kanseri kadınlar arasında en sık görülen kanser türüdür. Her 8 kadından biri meme, 20 kadından biri akciğer, 40 kadından biri de rahim kanserine yakalanma riski taşımaktadır.


Herhangi bir hastalık tanısı almak bile günlük yaşam dengesini etkileyebilirken, kanser tanısı; bireyin yaşamını psikolojik, sosyal ve ekonomik alanlarda derinden etkileyebilen bir durumdur.


Bu tanı; kişinin ekonomik gücünü, işlevselliğini, iş yaşamını, beden bütünlüğünü kaybetmesi ve ölüm gerçeğiyle yüzleşmesi anlamına gelebilir. Bu nedenle, kanser tanısı; hem hastada hem de hasta yakınlarında yoğun kaygı ve olumsuz düşünceler oluşturabilir. Bununla birlikte, günümüzde kanser tedavisi ileri teknolojiler ve gelişmiş yöntemlerle yürütülmekte olup birçok hasta, tedavi süreci sonrasında sağlığına yeniden kavuşabilmektedir.


Kanser tanısıyla birlikte ortaya çıkan olumsuz düşünceler ve tedavi sürecine eşlik eden belirsizlik, bireyin mevcut baş etme ve uyum sağlama mekanizmalarını zorlayabilir. Tanı sonrasında bireyin geleceğe yönelik planları ve beklentileri sekteye uğrayabilir; kişi yaşamı üzerindeki kontrolünü kaybettiğini hissedebilir. Bu süreçte korku, kaygı ve çaresizlik gibi duyguların yaşanması oldukça doğaldır.

Kanser tanısı aldığınız süreçte sizi neler bekler?

Kanser tanısı alan bireyler, bu süreçte çeşitli duygusal evrelerden geçebilir. Siz de benzer deneyimler yaşayabilirsiniz. Bu evreler çoğu zaman belirli bir sırayla ilerlese de, her bireyde aynı şekilde görülmeyebilir.

inkâr öfke pazarlık keder ve depresyon kabullenme

Genellikle kanser tanısına verilen ilk tepki inkâr  olur. Kişi tanıyı kabullenmekte zorlanabilir, yaşananların gerçekliğine inanamayabilir ve yoğun bir şaşkınlık ya da şok hissi yaşayabilir.


İnkârın ardından öfke  evresi görülebilir. Bu dönemde kişi, kendisine “Neden ben? sorusunu yöneltebilir, bir yanıt arayışına girebilir, çeşitli nedenler sıralayabilir ve çevresine karşı kızgınlık hissedebilir.


Bunu pazarlık  evresi izleyebilir. Kişi, bu süreçte kendisiyle bir tür hesaplaşma içine girebilir ve hastalığı kontrol edebileceğine dair düşünceler geliştirebilir.


Sonrasında keder ve depresyon  evresi görülebilir. Hastalığın gerçekliği daha belirgin hâle geldikçe, tedavi sürecinin getirdiği sınırlılıklar hissedilebilir ve kişi umutsuzluk ya da çaresizlik duyguları yaşayabilir.


Bu sürecin ardından kabullenme  evresi gelişebilir. Kabullenme, umuttan vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, kişinin durumu gerçekçi bir şekilde değerlendirerek tedavi sürecine uyum sağlaması ve yaşamla bağını sürdürmesidir.


Unutulmamalıdır ki bu evrelerin tamamı her bireyde görülmeyebilir ve yaşanma biçimleri kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

Hastalığa Uyumunuzu Nasıl Arttırabilirsiniz?

Hekiminiz tarafından farklı bir yönlendirme yapılmadığı ve fiziksel durumunuz elverdiği sürece, günlük yaşam rutininizi mümkün olduğunca sürdürmeye çalışmanız önemlidir. İş, okul ve sosyal yaşam gibi alanlardan tümüyle kopmamak psikolojik uyumunuzu arttırabilir.


Hastalığınız ve tedavi sürecinizle ilgili duygularınızı güvendiğiniz kişilerle paylaşmanız, hem rahatlamanıza hem de süreci daha kolay kabullenmenize yardımcı olur. Gerektiğinde psikolojik destek almaktan da çekinmemelisiniz.


Fiziksel olarak mümkün olduğunca aktif kalmak, dışarı çıkmak ve günlük yaşamla bağınızı sürdürmek size kendinizi iyi hissettirebilir. Eğer fiziksel hareketlerde zorlanıyorsanız, zihinsel olarak sizi meşgul edecek aktivitelerle ilgilenmek, dikkatinizin sürekli hastalık üzerinde yoğunlaşmasını azaltabilir.


Hekiminizin önerileri doğrultusunda yapılan fiziksel egzersizler, hem bedeninizi hem de ruh hâlinizi destekler. Bunun yanında gevşeme egzersizleri ve yoga gibi uygulamalar da psikolojik iyi oluş üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.


Tedavi sürecinin izin verdiği ölçüde dengeli ve sağlıklı beslenmek de genel iyilik hâlinizi destekler. Ayrıca mümkünse benzer süreçlerden geçen kişilerle iletişim kurmak ve deneyim paylaşımında bulunmak, yalnızlık hissini azaltarak baş etme becerilerinizi güçlendirebilir.

Tedavi Sürecindeki Psikolojik Durumunuz

Kanser tanısıyla birlikte başlayan süreç, psikolojik açıdan zorlayıcı olabilir ve zaman zaman duygusal yıpranmalara sebep olabilir. Araştırmalar, kanser hastalarının yaklaşık %50’sinde psikolojik sorunların eşlik edebildiğini göstermektedir. Bu süreçte en sık karşılaşılan durumlar depresyon ve kaygı bozukluklarıdır.


Kişiyi en çok zorlayan düşünceler arasında ölüm riski, başkalarına bağımlı hale gelme ihtimali, beden görünümündeki değişiklikler ve ağrı ya da acı çekme korkusu yer alır. Bu tür düşünceler yoğun kaygıya neden olabilir.

Ne Zaman Psikolojik Destek Almalısınız?

Aşağıdaki durumları sık ve yoğun şekilde yaşıyorsanız, bir klinik psikolog ya da psikiyatristten destek almanız önerilir:

  • Kendinizi sürekli mutsuz, endişeli, gergin veya huzursuz hissediyorsanız

  • Sorunlarla baş edemediğinizi düşünüyorsanız

  • Yaşadıklarınızı hekiminizle, ailenizle ya da çevrenizle paylaşmakta zorlanıyorsanız

  • Dikkatinizi toplamakta güçlük çekiyorsanız

  • Titreme veya ağız kuruluğu gibi fiziksel belirtiler yaşıyorsanız

  • Öfkenizi kontrol etmekte zorlanıyorsanız


Psikolojik olarak zorlanmak bu süreçte doğal bir durumdur. Ancak kişinin kendini tamamen çaresiz hissetmesi ve dünyadan elini çekmesi, tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle ihtiyaç duyduğunuzda destek almak, duygusal yükünüzü azaltır ve sürece uyum sağlamanızı kolaylaştırır.


Eğer profesyonel destek alma imkânınız sınırlıysa, duygularınızı hekiminizle ve güvendiğiniz kişilerle paylaşmanız da önemlidir. Sorularınızı açıkça sormak, içsel huzursuzluğunuzu ifade etmek ve birlikte çözüm yolları aramak psikolojik yükünüzü azaltacaktır.


Unutulmamalıdır ki duygularınızı paylaşmak, bu süreci yönetmenizi kolaylaştırır.

Psikolojik Desteğin Önemi

Psikolojik destek almak:

  • Korku ve kaygıyı azaltarak yaşam kalitesini artırır.

  • Hastalıkla baş etme becerilerinizi güçlendirir.

  • Yeni yaşam koşullarına uyum sağlamanızı kolaylaştırır.

  • Tedavi sürecinde ortaya çıkabilecek zorluklarla başa çıkmanıza yardımcı olur.

  • Dikkatinizi yalnızca hastalığa değil, yaşamın diğer alanlarına da yönlendirebilmenizi sağlar.

  • Dolaylı olarak fiziksel iyilik halinizi destekler.

  • Olası psikolojik sorunların daha ağır bir tabloya dönüşmesini önlemeye yardımcı olur.

Psikolojiniz Beden Sağlığınızı Etkiler mi? Sürekli Pozitif Olmak Zorunda mısınız?

Zihin ve beden birbiriyle sürekli etkileşim halindedir. Psikolojik durumumuz dolaylı olarak, fiziksel iyilik hâlimizi de etkiler. Örneğin, mutsuz olduğumuz bir anda yaşadığımız fiziksel bir ağrıyı daha yoğun hissedebiliriz.


Ancak bu durum, kişinin sürekli mutlu hissetmesi gerektiği anlamına gelmez. Olumsuz duygular yaşamak insanidir ve kaçınılmazdır. Hiç kimse sürekli mutlu, kaygısız veya enerjik hissetmez. Kanser gibi zorlu bir süreçte bu duyguların ortaya çıkması ve artması oldukça doğaldır.


Bu süreçte önemli olan, zorlayıcı duyguların farkına varmak, onları bastırmak yerine kabul etmek ve ifade edebilmektir. Aynı zamanda dikkatinizi yalnızca hastalık üzerine yoğunlaştırmak yerine, mümkün olduğunca farklı alanlara yönlendirmek de psikolojik dengeyi destekler.


Mümkün olduğu ölçüde günlük yaşamınızı sürdürmeye devam etmek ve hayatınıza yeni deneyimler eklemek de bu süreci destekleyebilir. Yeni bir aktivite edinmek, yeni insanlarla tanışmak ya da farklı deneyimler yaşamak, hem psikolojik hem de genel iyilik hâli üzerinde olumlu etkiler yaratabilir.

Kanser Süreci Size Neler Kazandırabilir?

Kanser süreci çoğu zaman zorlu ve sarsıcıdır; ancak bazı bireyler için bu deneyim, yalnızca kayıplarla değil, aynı zamanda bazı farkındalıklarla da ilişkilendirilebilir.


Bu süreçte kişi kendisini daha yakından tanıma, yaşamına dair önceliklerini yeniden değerlendirme ve güçlü yönlerini fark etme fırsatı bulabilir. Aynı zamanda sınırlılıklarını daha net görme, kontrol edebildikleri ve edemedikleri alanları ayırt etme ve yaşamın değerine dair farkındalık geliştirme mümkün olabilir.


Bazı bireyler, bu süreçte anı yaşamaya daha fazla odaklandıklarını, ilişkilerine ve günlük deneyimlerine farklı bir gözle bakabildiklerini ifade etmektedir. Tedavi süreci sonrasında ise yaşamlarını daha bilinçli ve anlam odaklı sürdürdüklerini belirten kişiler de bulunmaktadır.


Her bireyin deneyimi farklıdır; bu süreci kendi hızınızda ve kendi biçiminizde yaşamanız doğaldır. Unutmayın ki, bu süreçte yalnız değilsiniz ve destek almanız her zaman mümkün.


Klinik Psikolog, Psikoterapist

Esra Başöz Özden


Yorumlar


ARIA POSITIVE MIND CENTER

Psikolojik Danışmanlık Merkezi

+90 (532) 486 79 77

Levent Mh, Üst Zeren Sokak No.28
Besiktas, Istanbul 34330

  • Instagram
  • LinkedIn

©2020 by Aria Positive Mind Center

bottom of page